Dedikodulara ve korku yaymaya rağmen kuantum bilgisayarlar günümüz finansal sistemlerine tehdit oluşturacak seviyeye gelmekten hâlâ yıllarca uzakta. Fakat hazırlık maliyetleri şimdiden gerçek oldu bile
Mart ayında Google araştırmacıları şu tahminde bulundu: Yeterince gelişmiş bir kuantum bilgisayar, günümüzde yaygın biçimde kullanılan 256-bit eliptik eğri kriptografisini dakikalar içinde kırabilir. Bu, kripto wallet’lar, varlık saklama sistemleri, blockchain imzaları ve finans kurumlarının güvenlik altyapısında kullanılan kriptografinin seviyesiyle aynı.
Q-Day hemen yarın olmayabilir ancak hükümetler hazırlıklara başladı bile. Çünkü bu risk göz ardı edilemeyecek kadar büyük. ABD, federal sistemleri yeni kuantum sonrası standartlara geçirmek için milyarlarca dolar bütçe ayırıyor. ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) ise riskli algoritmaların 2035’e kadar terk edilmesini istiyor.
Kripto sektörü içinse bu geçiş çok daha zorlu. Milyarlarca dolar değerinde varlıklar onlarca yıl dokunulmadan kalabiliyor. Eski wallet’lar asla güncellenmeyebilir. Kurumların saklama sistemleri, kuantum bilgisayarların kıracağı düşünülen kriptografi yapısı üzerine inşa edildi.
BeInCrypto, BitGo, Nethermind ve kriptografi topluluğundan uzmanlara bu göçün gerçekten neleri kapsadığını ve faturanın kimin omzunda kalacağını sordu.
Bitcoin's Quantum threat is a PR problem, not a technical one. That's according to Oxford computer scientist @StefanoGogioso .
— BeInCrypto (@beincrypto) July 23, 2026
Even if 75% of all crypto is quantum-resistant, the moment one Satoshi-era coin moves, the market could lose trillions.
If there's 1% chance that… pic.twitter.com/GMIeEK3s83
Kuantum Riski: Kurumsal Kripto Devleri İçin Büyük Tehdit!
Görüşlerine başvurduğumuz üç uzman da ortak bir noktada buluşuyor: Kurumların, zayıf halka olan kriptografinin nerede kullanıldığını eksiksiz bilmesi gerekiyor. İmza sistemleri, donanımlar, kurtarma prosedürleri, kimlik doğrulama ve uzun ömürlü anahtarlar dahil her alan izlenmeli.
Nigel Smart, Hesaplamalı Sayı Teorisi alanında doktora sahibi bir isim olarak bu durumu Kriptografik Malzeme Envanteri olarak nitelendiriyor.
‘Kuantum sonrası standartlar ve birçok üretime uygun uygulama hali hazırda mevcut. Fakat çoğu kurumda eksik olan şey net bir envanter, yani Kriptografik Malzeme Envanteri. Kurum içinde kripto nerelerde kullanılıyor, anahtarlar nasıl yönetiliyor, hangi algoritmalar tercih ediliyor; bunları bilmek şart.’ dedi.
NIST de geçiş sürecinin başında tespit ve önceliklendirmeye dikkat çekiyor.
Akshay Thakur, BitGo’dan kurumsal saklamanın farklı bir kritik gereklilik sunduğunu belirtiyor.
‘Kurumsal saklama sistemleri çoğunlukla eşik imzalamaya dayanır; anahtar asla tek bir yerde birleştirilmez. NIST uygulama kolaylığı, kompakt yapı ve muhafazakarlık için standart oluşturdu. Ancak eşiklenebilirlik öncelikli bir standart değildi. Solana, Algorand ve artık TRON’un benimsediği Falcon, günümüzde uygulanabilir bir eşikli çözüm sunmuyor. Hâlâ çözülememiş bir araştırma konusu.’ diye belirtti.
NIST, ilk resmi çoklu taraflı eşikleme şemaları çağrısını ocak 2026’da açtı. Kurumun düzenlediği MPTS çalıştayında sunulan araştırma ise, standart hash tabanlı imzalarla eşikli imzalamanın ciddi verim cezaları getirdiğini gösterdi.
Nethermind’dan Nitin Gaur, Blockchain Altyapısı alanında uzman bir mühendislik firması olarak, aynı sorunun şirketin tüm sistemlerine yayıldığını vurguluyor.
‘Kriptografik envanter denince alanın tamamı düşünülmeli: TLS’te, JWT token’larında, kod imzalama süreçlerinde, kök sertifikalarda, API doğrulamada, donanım yazılımlarında her RSA, ECC ve Diffie-Hellman kullanımı. Program bütçesinin yüzde on ile on beşi bu işe gider; kritik yolun ise tamamı buradan geçer.’ dedi.
The White House just confirmed it: The U.S. is going all-in on Quantum tech. 🇺🇸
— BeInCrypto (@beincrypto) June 22, 2026
Now that it's official, the crypto market needs to have a serious conversation about post-quantum cryptography.
If quantum computers arrive sooner than expected, billions in exposed bitcoin:native… https://t.co/1FaLyh9EgV pic.twitter.com/sU6GUywZLM
Daha Büyük İmzalar, Daha Büyük Maliyet!
Kuantum sonrası güvenlik çok daha büyük anahtar ve imzamalarla birlikte geliyor. NIST'in ML-DSA-65 algoritmasında imza boyu 3.309 byte, açık anahtar ise 1.952 byte. Oysa ellipstik eğrili standart imzalar çoğunlukla birkaç on byte’ta kalıyor. Bazı SLH-DSA varyantlarında ise imza boyu onlarca kilobyte’a ulaşıyor.
Blockchain’lerde daha fazla byte, daha fazla bant genişliği, daha yüksek depolama ihtiyacı ve potansiyel olarak daha yüksek işlem ücretleri anlamına geliyor.
proof-of-stake ağları için Nigel Smart, standartlaşmış kuantum sonrası imzaların verimli şekilde birleştirilmesinin de başlı başına bir zorluk oluşturduğunu aktarıyor.
‘Kuantum sonrası imzalar günümüzdeki imzalardan ciddi şekilde daha büyük olabilir. Bunun sonucu olarak bant genişliği, depolama ve doğrulama yükü artar. Blockchain tarafında ise özellikle proof-of-stake katmanında kolaylıkla birleştirilebilen imzalara ihtiyaç duyuyoruz. Oysa standart kuantum sonrası imzalarda bu hâlâ çözülememiş bir problem.’ dedi.
Thakur, kullanıcı tarafında maliyetin imza sırasında net şekilde hissedileceğini, daha büyük verilerin çoklu taraflı protokollerden geçerken gecikmelere yol açacağını öngörüyor.
Klasik ve kuantum sonrası imzaların bir arada kullanıldığı melez dönemlerde ise bu maliyetler daha da katlanabilir.
Saklama Tarafında Durum Daha da Karışık
Kurumsal varlık saklama sistemleri tamamen ellipstik eğri kriptografisi etrafında şekillenmiş durumda. Çoklu taraflı hesaplama (MPC), donanım güvenlik modülleri, kurtarma prosedürleri ve onay sistemleri buna göre tasarlanıyor. İmza yöntemini değiştirmek, anahtar etrafındaki kontrol sisteminin önemli kısmını yeniden doğrulatmayı gerektiriyor.
Gaur, MPC’nin başlı başına kuantum dayanımı sağlamadığını söylüyor.
‘MPC işlemi dağıtır, algoritmanın kendisini değiştirmez: Beş kişi arasında eşikli ECDSA yapsanız bile ECDSA’dır. Kuantum bilgisayar, gizli anahtarı yalnızca açık anahtardan elde edebildiği için tarafları ele geçirmek zorunda değildir, kaç kişi olduğuyla da ilgilenmez. İmzacıları dağıtarak güveni artırmak için harcanan her bir dolar, kuantum dayanımı açısından sıfır etki yapar. Ve bu durum, kendi saklamalarını son teknoloji sanan kurumlarda yeterince bilinmiyor.’ dedi.
Nigel Smart, yükseltmesi en zor olacak sistemlerin cüzdan’lar, saklama altyapıları ve hali hazırda varlık yöneten akıllı kontratlar olacağını söylüyor.
Bitcoin'de zamanlamanın ne kadar önemli olduğu açıkça görülüyor. Haziran 2026 tarihli bir rapora göre yaklaşık 1,7 milyon BTC, adreslerin erken döneminde oluşturulmuş ve herkese açık anahtarları zaten ifşa olan cüzdan’larda hâlâ bekliyor.
Bu coin’lerin birçoğu muhtemelen hiçbir zaman hareket ettirilmeyecek. Eğer ağ, göçünü tamamlamadan önce kuantum bilgisayarlar yeterince güçlü hale gelirse bu coin’ler tehlikeye açık kalacak.
How does Satoshi prove they're Satoshi after quantum computers arrive?
— a16z crypto (@a16zcrypto) August 28, 2026
According to @danboneh , the answer is leaving a cryptographic note onchain today, then opening it in 100 years. https://t.co/1aRjihHSoW pic.twitter.com/A0qEGU7gac
Göçün Bedelini Kim Ödeyecek?
Smart, bu süreçte sorumluluğun protokol geliştiricileri, saklama hizmeti verenler, servis sağlayıcıları ve varlık sahipleri arasında paylaşılmasını bekliyor. Çünkü göçün farklı bölümleri üzerinde her grubun bir kontrolü var.
Gaur ise merkezi bir bütçe ve üst düzey sahiplikten yana.
‘Merkezi olarak finanse edilen, Bilgi Güvenliği Yöneticisi’ne (CISO) ait, Mali İşler Direktörü’nün (CFO) onayladığı çok yıllık bir bütçe hattı olmalı ve Y2K ile LIBOR geçişlerinde olduğu gibi yönetilmeli. Hiçbir iş birimi, gelir getirmeyen ve müşterinin baskı yapmadığı bir program için gönüllü olarak bütçe ayırmaz. Eğer finansman bu şekilde yapılmazsa böyle bir göç asla gerçekleşmez.’ dedi.
Kamuya açık blockchain’lerin yönetimi çok daha zor. Çünkü her katılımcıyı yükseltmeye zorlayacak merkezi bir bütçe sahibi yok. Bir saklama kuruluşu, kendi imzalama altyapılarını değiştirebilir. Fakat pasif varlık sahiplerini fonlarını taşımaya zorlayamaz, ya da ağ genelinde fikir birliği değişikliği yapamaz.
İnternet güvenliği örneğinde olduğu gibi, büyük ölçekli göçler yine de erken başlayabiliyor. Nisan 2026 itibarıyla Cloudflare, bildirdiğine göre, ağına ulaşan insan kaynaklı TLS trafiğinin üçte ikisinden fazlası post-kuantum koruma ile iletiliyor.
Gizli Maliyetler Nerede?
Kripto parada hâlâ gerçekçi, sektör geneline yayılan bir maliyet tahmini yok. Thakur, en büyük maliyetlerin hangi alanlara yığılacağını açıkladı.
‘Asıl maliyet kriptografide değil. En büyük yük envanter ve bağımlılık haritalamasında. Yükseltilemeyen donanımın tamamen değiştirilmesi gerekiyor. Yeni sistemin bütün güvenliği sağladığını ispatlayana kadar klasik ve post-kuantum sistemlerin bir arada çalıştırılması, yeniden denetim ve yeniden sertifikasyon… Ve önceki hiçbir kriptografi geçişinde eşi benzeri olmayan bir başlık daha var: artan imza boyutları nedeniyle zincirde varlık aktarırken, post-kuantum imza kullanınca gas ücretleri gibi zincir üzeri masrafları ödemek. Büyük imzalar doğrudan işlem ücretlerini yükseltiyor.’ dedi.
Nigel Smart, böylesi bir göçün zaman çizelgesine dair bir değerlendirme yaptı.
‘Bu geçiş muhtemelen aylar değil yıllar alacak. Bu nedenle erken envanter çalışması yapmak, test etmek ve aşamalı göç hazırlamak son dakikadaki bir yükseltmeye kıyasla çok daha mantıklı. Ancak pek çok hükümet ve büyük şirket, son aylarda geçiş takvimini ciddi şekilde öne çekti.’ diye belirtti.
Şimdiden netleşen tarihler, kurumlara bütçe planı yapabilmek için yeterli. Ethereum, temel post-kuantum korumasını 2029 civarında hayata geçirmeyi hedefliyor. ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’nün (NIST) geçiş takvimi ise 2035 yılına kadar uzanıyor.
Asıl belirsizlik ise, kriptografik olarak anlamlı kuantum donanımlarının ne zaman geleceğinde. Diğer yandan tedarik döngüleri, donanım yenileme ve saklama yapısı tasarımı gibi süreçler zaten yıllara yayılmış durumda.
Orijinal Kripto Para ve Kuantum Bilgisayarlar: 7 Milyar Dolar’lık Yarış Başladı hikayesini Bradley Peak tarafından tr.beincrypto.com ’da okuyun